
Meselelerin hiçbirinin asıl mesele olmadığını görebilmektir belki de tüm mesele...
Mesele: Acı
Bazen tüm kapılar kapanır.
Nefes aldırmayan bir acı gelir, yerleşir.
Hiçbir anahtar uymaz kilide.
Bilinen yollar, alışılan çözümler, eskiye dair her şey geçerliliğini yitirir. İşte acı, tam da bu noktada yalnızca yaşanan bir duygu olmaktan çıkar; insanın kendisiyle, kaybıyla ve varoluşuyla karşılaştığı bir eşiğe dönüşür.
Acı, yalnızca bir yaralanma değildir.
İnsanın iç dünyasında neyin eksildiğiyle, neyin artık geri gelmeyeceğiyle yüzleşme biçimidir.
Bastırıldığında, içsel yaşamda sessiz ama yıpratıcı bir gerilim olarak sürer; inkâr edildiğinde ise benliğin üzerine çöken, zamanı ve hareketi askıya alan ağır bir gölgeye dönüşür.
Klinik deneyim şunu gösterir: tanınmayan ve dile gelmeyen acı zamanla kimliğe yerleşir.
Kişiyi “ben böyleyim” diyen donmuş bir kendilik anlatısına hapseder.
Oysa acı, ifade edildiğinde dönüşür.
Söze, yazıya, yasın sessizliğine ya da anlam arayışına yerleştiğinde artık yalnızca katlanılması gereken bir yük değildir. Tanınan acı hareket yaratır; insanın kendi içine gömülmekten çıkmasına, zamanla ve hayatla yeniden ilişki kurmasına imkân verir.
Belki de mesele acıyı ortadan kaldırmak değil, onunla yaşanabilir bir ilişki kurabilmektir. Çünkü ancak o zaman acı, insanı geri çeken bir ağırlık olmaktan çıkar ve varoluşun daha derin, daha sahici bir temas noktasına dönüşür.
24.12.2025
